Kategoriler
sandık

Apartmanın Sıfırıncı Katı

Self ampütasyon, insanın kendi vücudundan bir parçayı kesip ayırmasıdır. Bezen terk etmek de böyledir. Biliyorum.

Aklınıza gelen hiçbir şey, en anlamsız görünen harf ve/veya sayı kombinasyonu bile, ne kadar alakasız görünse de, öyle değildir. Bir nedenden dolayı ortaya çıkmıştır ve bir sonuç yaratacaktır. Dolaylı ya da dolaysız.

Apaçık gördüğüm şey, elimde bıçakla yürüdüğümdü. Karşımda duruyordu. Bıçağı defalarca bedenine hırsla sapladığımı da gördüm. Kan her yerdeydi.

Burası, apartmanın sıfırıncı katı, onlar her ne kadar bodrum deseler de. Ortada bir kalas kesme makinesi var. O şey burada çünkü onu ben buraya getirdim. Ben buradayım çünkü anahtarım beni buraya getirdi. Öylece basamaklardan yuvarlandı. Yuvarlanmasaydı, diğerleri gibi, burayı hiçbir zaman keşfetmeyecek, yukarıda yaşamaya devam edecektim. Şu an ne ben, ne bu alet, ne de yerdeki kan izleri burada olacaktı. Buna ister ‘sürüklenme’, ister ‘düşüş’, ister ‘vahşet’ deyin.

Tüm bu hiçliğin üzerinde yükselen hiçliğe inanamazsınız. Ben bu gerçekliğin 3. katında yaşıyordum. Sıfırıncı katı gördüğüm anda, kiralamak istedim. Burası gerçeklikten kaçış yerim olacaktı. Hiçbir şey tek başına anlamlı değildir. Burada olmamın sorumlusu, yalnızca anahtarın düşüşü değil. Benim daha önceden bir yolunu bulup kaçmak istememin de payı var. İki kişi, beklenmeyen bir anda karşılaştıklarına seviniyorlarsa, bu karşılaşmayı rastlantı olarak adlandırırlar ve kutsarlar. Oysa rastlantı madalyonunun diğer yanı, bu iki kişinin birbirlerini yeniden bulmalarına sevinmelerini sağlayacak bir geçmişleri olmasıdır.

Burayı kiraladım ve kalas kesmeye başladım. Yukarıdaki hayatım devam ediyordu. Çoktan gözümde değersizleşmiş gerçeklik oradaydı, sıfırın üstünde bir yerlerde. Bir süre sonra dairemi tamamen boşaltarak buraya yerleştim. Bir daha yukarı çıkıp daireme ne oldu, orada artık kim yaşıyor diye kontrol etmeyeceğim konusunda, kendime söz verdim. Bu benim nihilizm pratiğimdi.

Kalas kesmek, pratik kazandığınızda kolaydır ama insan kesmek, dikkat gerektirir. Makineye bağlı elektrikli testere, deri, yağ ve kas tabakalarını zorlamadan keser. Bunlar içimizde yaptığımız ve düşünce adını verdiğimiz konuşmalara benzer.

65

Buraya ilk gelişimi hatırlıyorum. Kapısını açtığımda karanlığın içinde yüzen toz zerrecikleri parıldamıştı. Hiç kimse uğramıyor buraya, demiştim. Hiçliğin vücut bulmuş hali gibiydi. İnsanlar buraya uğramıyordu çünkü yukarıda çok önemli işleri vardı. İnceleyecekleri faturaları, kavga edecekleri eşleri vardı.

Asıl sorun kemiktedir. Kemik gerçekten serttir. İnsanın bilinçaltına, hislerine, kişiliğine, hatta doğrudan doğasına benzer.

Eskiden günde altı saat çalışıyor, altı saat uyuyor, altı saat de kalaslarla uğraşıyordum. Kalas keserken, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum bile, tüm o insan gürültüsünden sonra. Hayır, kafanız karışmasın. Para kaynağım kalaslar olmadı hiçbir zaman. Kendime ait bir işyerim vardı. Psikiyatristlik yapıyordum. Genel tıp bilgisi olduğundan, insan vücudunun yapısını iyi biliyorum. Psikiyatri okuduğumdan, insan aklının yapısını da iyi biliyorum ve psikiyatristlik yaptığımdan, odunları da iyi tanıyorum.

İyi bir psikiyatrist, her şeyin sahte olduğunu bilir. Aynı zamanda hem saçma, hem anlamsız, hem komik, hem zorunlu, hem de acı verici. Bir keresinde; “Babam ve annem hiçbir zaman tanışmamışlar…” Demişti bir hastam. “Annemin anlattığına göre; babam ayyaşın tekiymiş. Gece vakti evine gitmekte olan annemi yakalamış, tecavüz etmiş, ardından da kaçmış. İşte ben bu tecavüze tepki olarak doğmuşum.”

Başka bir hastama nasıl hissettiğini sormuştum. “Sanki…” Demişti, “Bir şey olup bitmiş de, ben ne oluyor yahu diye düşünüyormuşum gibi.”

İnsanlarla odunlar arasında bir fark yoktur. Onları istediğiniz gibi işleyebilirsiniz. Kafalarının içindeki kimyasal çorbayla övünüp dururlar. Bunu elbette onlara anlatmazsınız. Kim hiçbir kararının kendisine ait olmadığını bilmek ister ki? Kim yeterli dozda antidepresanla yahut başka kimyasallarla karakterlerinin tepetaklak edilebileceğini, aslında ‘Ben odun değilim,’ diyen bir odun; ‘Ben özgürüm,’ diyen bir robot; ‘Ben insanım,’ diyen bir hayvan; ‘Ben canlıyım,’ diyen bir ölü olduğunu bilmek ister ki? Onlar iyi hissetmek isterler. Acıya daha fazla dayanacak gücü bulmak isterler. Buna da tedavi derler.

Bir şey yalnızca gerçekleşmesini zorunlu kılan şartlar varsa gerçekleşir.

İş çevremde ise; mutsuz bir insan olarak tanınırdım. Meslektaşlarım bana sürekli aynı şakayı yaparlardı: “Gel de seni bir kontrol edeyim.” Ben de doktor duruşumu bozmadan, yalandan hafifçe tebessüm ederdim. Okudukları ve ezberledikleri onca bilgiyi anladıklarını sanmıyorum. Suratlarındaki ifadenin aynısı, okul yıllarımda ‘Fizyolojik Gerçeklerin İnsan Hayatı Hakkındaki Anlamı’ başlıklı makalemi sunduğum profesörde de vardı. Aylarımı harcadığım o çalışmayı on dakikada incelemiş ve bana sırıtarak şöyle demişti: “Bu kadar derine inme. Sıkma canını böyle kuruntularla. Hem biraz pratik ol. Para getirecek çalışmalar yap. Beni örnek al. Hem zengin, hem de mutlu ol.”

Sinirlenmiştim.

“Hayatınızla ilgili kıskandığım tek şey aptallığınız. İsterseniz bununla gurur duyun.” deyiverdim. Tabii bu olay mezuniyetimi bir yıl uzatarak, bana dürüst olmamayı öğretti. Hayat bazen size asla öğrenmek istemeyeceğiniz şeyler öğretir.

İnsanlar hep bir şeyler isterler. Dünya, ‘Keşke aklıma çok şey gelseydi de, çok şey yapsaydım.’ diyenlerle, ‘Keşke aklıma az şey gelseydi de, bir şeyler yapabilseydim.’ diyenlerin kucak kucağa yaşadığı bir yer. Tatminsizlik cehennemi.

74

Ben de tamamen sıfırıncı kata yerleştim. Eski daireme asla bakmayacaktım. Yaşananlar, büyük bir yalandı. Kalasları minicik kalıncaya kadar kestim. İş yerime gitmeyi bıraktım. Dışarıdaki dünya kocaman bir yalandı. İçerideki de öyle. Sıfırıncı katın tek ziyaretçisinin ben olmadığımı anladım bir gece. Bir fare. Kemikten ibaretti artık. Belli ki benden çok daha önce buraya gelmiş ve burada ölmüştü. “Sen.. bir”, dedim kendime; “anlamsız var oluştan ibaretsin. Diğer herkes de öyle ve her şey de. Her şey boş, anlamsız. Hiçbir şey yapmayacaksın. Hiçbir şey düşünmeyecek, hiçbir şeye inanmayacaksın. Çünkü bunlar çok saçma.” Bu tavrım, rüyayı gördüğüm geceye kadar sürdü. Uyandığımda dahi gördüğümün gerçek olmadığına inandıramamıştım kendimi. Bıçakla indirdiğim her darbe, öylece gözümün önündeydi. Dairemden ayrıldığımda, onunla ilgili her şey yok olacak sanmıştım. Öyle olmamış.

Onu öldürebileceğime inandım. Sağ elimle. Bıçakla. Kendimde değildim. Alet dolabımdan bıçağımı aldım. Sonra aklıma daha iyi bir fikir geldi. Sıfırıncı katın merkezinde duran kocaman şey. Kalasları doğradığım alet. Kesinlikle çıldırmış gibiydim. Daha farklı kimyasal bir karışım. Bir süre sonra her şey hazırdı, harekete geçebilirdim. Dişlerin arasına havluyu sıkıştırdım. Kolu makinenin yüzeyine yerleştirdim ve bileğin üzerinden kestim. Bahsettiğim diş, kol ve bilek bana ait. İnanın bana, ‘kestim’ kelimesi, o eylemi tanımlayamaz bile. Hayat yalandı ama acı gerçekti.

20

Gerçekten kemik en zor kısımdı. Kesen için de, kesilen için de. İkisinin aynı kişi olması, işleri daha da zorlaştırıyor. Acı biraz kendime gelmemi sağladı. Koluma pansuman yaptım. Onu kurtardığıma inanıyordum. Sağ elimi kesip attığıma göre, artık rüyamın gerçekleşmesine imkan yoktu.

İtiraf etmeliyim ki; buraya taşındığımda, insanların saçma gürültüsünden kurtulacağımı sanmıştım, kendiminkinden de.. ama fısıltılar, çığlıklar, haykırışlar, adım sesleri, kapı ve yatak gıcırtıları asla kaybolmadı ve kafamın içindeki sesler de.

Elim, ödediğim ücret olarak, yerde yatarken, ben her şeyi anladım. Hiç kimse elimi keserek onu kurtardığımı düşünmeyecek. Elim olmadığı için, bu olay asla olmayacaktı ve insanlar gerçekleşmemiş bir felaketi önleyenin siz olduğunuzu düşünmezler. Haklılar da. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyebildiyseniz, o şey asla gerçekleşmeyecek demektir. Siz rolünüzü oynamışsınızdır.

Ben elimi keserek birini kurtarmamıştım. Ben yalnızca elimi kesmiştim. Kaosta amaç, vardığın noktadır ve her şey, öyle ya da böyle, kendimizle alakalı. Kendimiz dediğimiz şey ise; bu devasa sistemin bir dişlisinden başka şey değil. Hayatın bize garezi yok. Hayat bizi umursamıyor bile.

Nihilizm. Hep yanlış anlaşılıyor. Ona bir tür idealizm gözüyle bakıyorlar. Bu fikrin karşıtları yahut onu destekleyenler. Bana şimdi sorarsanız, onun gerçek olduğunu söylerim. O kadar. Hiçlik, kaynaktır. Her şeyin dibinde yatan gerçektir. Bu gerçeğin farkına varmak, sizi ondan korumaz. Acı, kimyasal bir olaydır ama bunu bilmek, acıyı hissetmenizi engellemiyor. Bu hayat, sadece anlamsız ve acı verici. Size işkence etmeye çalışmıyor. Farkınızda bile değil ve Tanrı gibi düşünen insan, Tanrı değildir. Neden hayat anlamsız diye kendinize işkence ediyorsunuz? Bana sorarsanız, dünyanın en esaslı nihilistleri, para babalarıdır. Hayatı anlayacak kadar akıllı, canlarının istediğini yapacak kadar dürüsttürler.

64

Sıfırınca kata yerleştiğimde, insanlığım, hislerim ve geçmişim yok olacak sanmıştım. Öyle olmamış.

Zorunluluğu hissettiğinde, diğer insanların bilmeksizin tutuldukları sürüklenmeden kopmuş gibi olursun. Artık gördüğün, düşünceler, hisler, iyilik, kötülük, merhamet, sadakat, aşk, yalnızlık, dostluk, savaş ya da barış değildir. Tek gördüğün, sebepler ve sonuçlardır.

Araf’a düşersin. Hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini bilirsin. Her şey, olmak zorunda olduğu gibi gerçekleşecektir. Karar vermez olursun. Bilirsin ki; kararların asla özgür değildir. Hissetmekten korkar olursun, bilirsin ki; hislerin sana ait değildir. Bu insan zihninin determinizme verdiği doğal bir tepkidir. Bir tür savunma güdüsü. Yani bu tavır dahi sana ait değildir. Böyle davranmak zorundasındır. Sebep – sonuç zincirinin dışında kalmaya çalışmak bile, sebeplerin yarattığı bir sonuçtur ve bu sonuç, gelecekteki başka sonuçlara sebep olacaktır.

65

Önce hiçbir işi bitirememeye başlarsın. Sonra hiçbir işe başlayamaz olursun. İnsan gibi yüksek düzeyde enerji sahibi bir varlık için, daha büyük sıkıntı olamaz.

Dünya bir ev gibi; pencereden bakınca yeşil çayırları görüyor, özgürlüğü arzuluyorsun ama bütün kapılar, kilerlere açılıyor.

Öğrenmen gereken şudur: Evet, her şey olmak zorunda olduğu gibi gerçekleşecektir ama sen de bu her şeyin bir parçasısın ve bunun bir parçası olmamana imkan yok.

6d

Bu kaydı hala dinliyor musunuz, bilmiyorum. Şu an dışarıya çıktım. Ses kayıt cihazı cebimde. Havayı içime çekiyorum. Sıfırın üstüne inşa edilen gerçekliğin bir yerinden müzik sesi geliyor. Diyeceğim o ki; hayat boş ve ben birazdan hastaneye gidip elimi makineye kaptırdığımı söyleyeceğim. Güzelce bakımını yaptırdıktan sonra, gidip bir boyoz yiyeceğim. Sonra hangi işi yapmak istediğime karar verecek ve bu konuda risk almaktan kaçınmayacağım. Bu kaydı da, ben ölene dek kimse dinlemeyecek.

69

‘Hepimiz basitçe öleceğiz, basitçe yaşayalım o halde…’ dedi biri.

‘Hepimiz basitçe öleceğiz, sınırlarda yaşayalım…’ dedi diğeri.

Sonuçta herkes basitçe öldü ve herkes, yaşayabildiği gibi yaşadı.

72

Eskilerden bir Amerikan Rock ‘n’ Roll parçası çalıyor şimdi, uzaklara bakıyorum. Sol elim az önce yaktığım sigarayı tutuyor, sağ elim yok.