Havada ‘sanki birileri ölecek’ bulutları var. Her zaman vardır.
Benim adım önemli değil. Ben önemli değilim. Ancak yaptığımı önemseyecek insanlar. İntihar etmeye çalışırken kafasını ıskalayan bir beceriksizden, potansiyel kurbanlık koyunların canavar dedikleri şeye dönüşmüş olmam da önemsenmeli, sizi yani kabuğunu bu satırları okumaya zorlayan içinizdeki katillerin gücü de.
Silahımı doldurdum. Ruhsat işlemlerini yeni tamamladığım revolverimi. Güneş insanların günahlarının içine batıyordu acelesiz, silah parlarken. İnsan birkaç saniye yanmaya dayanamaz, Güneş 5 milyar yıldır yanıyor. İnsana verilen karar verme hediyesinin diyetidir hayat. Canlı olduğun kadar korkak, canlı olduğun kadar ölümcül ve değersizsindir. Güneş ise, sabırlıdır. Yavaş yavaş gömülür insan pisliğinin üzerine. Takiben yeniden doğmak, günah işleme özgürlüğü tanımak için bizlere. İnsan, ışıkla ama karanlıkta yaşar. Özgüveni yoktur. Ahlaki giysilerin özgüveni vardır. Utandığı için karanlıkta sevişen, bencilliğinden ürken bir bencil olduğundan, aydınlıkta kafasını okşadığı insanların arkasından karanlıkta iş çeviren bir hamamböceğidir. İnsanlar, hamamböceklerini öldürmekten çekinmez. Sinekliği kafama indirecektim. Horozu çektim. Diyordum ki, evimin kokusu, her yanı saran çöplerimden değil, içimdeki lağımdan geliyor. Silahı kafama yasladım. Öldüğüm için üzgünüm, dedim, yaşayamadığım için üzgünüm. Yaşamak zorunda olmadığım için minnettarım. Kolaya kaçmaya meyilli insan için, hayatın kendisi ciddi bir sorundur. Hayat, yaşamak ve ölmenin bir toplamıdır. Yaşamak da zordur; ölmek de. Korkudan elim titremeseydi, oracıkta bir böcek ölecekti. Günler sonra bir ekip, dağılan kafasını incelemekle meşgulken, zemine dağılan hayatını, ilk ve son olan öpücüğünü, hamileyken bir rehber kitap okuyarak çocukla konuşmanın önemli bir görev olduğunu öğrenen annesinin ağzını hiç kapatmadığını, durmadan parçasına küfrederek ilgi gösterdiğini, insanlarla samimi ilişikilerini yani ilk yediği dayağı, ikincisini, üçüncüsünü, hiçbirini göremeyecekti. O gün ben bir duvarımı öldürdüm. İlk cinayetimdi ama son olmayacaktı. İlk kez güzel bir ilkim, tek kalmayacaktı. İnsanlar, duvarları yıkmaktan söz edip dururlar, bir sürü duvar yıkacaktım. Kokan ve yaşayan duvarlar. Silahın dumanı tüterken, bir sigara yaktım; eşlik ettim ona. Yakınlarda bir içki kadehim olsa, çarpacaktım da. Mermiyi ateşleyen iğneye çarparak öten horoz, uykumdan uyandırmıştı beni. Ayağa kalktım. Camdan dışarıya baktım. Böcek böcekten gelir, dedim; anneme küfrettim, lanet olasıca böcek. Babama küfrettim, belki antenleri ya da kitin kabuğu sızlamıştır. Bense artık ne sızlıyor ne de alkol yutup sızıyordum. Güldüm. Önce acınasıca güldüm. Sonra güçlü güldüm. Sonra seksi ve güçlü güldüm. Bir Tanrı olana dek güldüm ve olduğumda sustum. Tanrılar gülmez, onlar öldürürler. Tanrıları insanlar yaratırlar ve onlar insanları öldürürler. O gün bir böcek uyandı. Böceklerin yarattığı bir böcek. Böceklerin Tanrısı. Böcek kulübesinin camından baktı ve yalnızca böcek gördü. Bir sürü böcek. Böcek sürüsünün içinde ayağa kalktı ve yere bakan bir sürü böcek gördü. Onları ezmek istedi. Çocukken yaptığı gibi. Babası burnunu her kanattığında yaptığı gibi. Topluca ezmek. Hepsini ezmek. Masanın üzerinde duran silaha baktı. Böceklere böcek öldüren şeyler satmamalısınız, dedi. Böcek öldürmek isteyen böcekler, bunlardan yararlanabilir. El yapımı tanrılarına yüksek tesirli silahlar olan kutsal kitapları hediye eden insanlar, ona da ihtiyacı olan şeyleri vermişlerdi. Ona, uyanan böceğe, yani bana ve benim gibilere. Aslında henüz uyurken elime geçen, okuduktan sonra yırttığım bir mektubun da bunları kavramamda faydası var. “Hastalığım dediğin şeyin, yeryüzünü kaplayan tüm kardeşlerinde de olduğunu bir cinayet teşebbüsü sırasında anlayacaksın. Bu ölümden kurtulan böcek, bir sürü cinayet işleyecek. Cinayetten sağ çıkan böcek, cinayetin kutsallığını kavrayacak.” diye başlayan ve insan öldürmenin suç sayılamayacağını ileri süren kağıdı, tiksinerek yırtmam, uykuda olduğum için inanın, normal. “Kavrayacaksın.” diye bitiyordu mektup, kavradım. Sonra silahımı kavradım ve pantolonuma yerleştirdim. Ceketimi giydim ve dışarı çıktım. Öldürmeden önce, neyi öldürdüğünü anlamam gerekiyor, diyordu ortalarından. Bu tam da benim düşüneceğim tarzda bir şey. Yer üstü kanalizasyonunu sabırsızlıkla turladım. Tekrarladım durmadan: “Cinayet, çağ kapatıp çağ açacak,”, “Cinayet, çağ kapatıp çağ açacak.”
Bir yanağını tokatlayana, diğer yanağını dönmek adil değildir. Yanağını tıkatlayanı dövmek, adalet değildir. Adalet diye bir şey yoktur. Sana en ufak zararı dokunmamış insanı öldürebilmek, Tanrı olmaktır. Özüne dönmektir. Tüm böceklerin farkına vararak, böcek olduğunun farkına vararak Tanrı Böcek olmaktır. İnsan kötüdür. Kötü olması, onun suçu değildir. O sadece böyledir ve farkında olmasa da bilir bunu. İsa bir peygamber değil, bir manifestodur. İsa, insanların günahları için değil, onlara günah işleme serbestliği getirmek için ölmüştür ve sırf bu amaç için bir hediye paralel evreninde doğmuştur. Önemli olan, İsa’nın yaşamış olması değil; yaşadığının düşünülmesidir. Haçlı seferlerinin ve cihadların gerçekleşmesi için gereken, tanrının var olması değil; var olduğunun sanılmasıdır.
Bir adam buldum. Gölgesini takip ettim. Bomboş bir sokağa girdi. Silahımı çektim. Sırtından vurdum. Sadece öldü. Sadece yaşamıştı ve sadece öldü. İntihar ederken amaç, acı çekmek değil; ölmektir. Acı çekmeye çalışan, gösteri meraklısıdır. Bir insanı öldürüyorsanız, amaç, o insanı öldürmektir. Ancak ona işkence etmek istiyorsanız, onu korkutmanız gerekir. Sonraki ay 3 kişi daha öldürdüm. Bir sonraki ay 12 kişi. Hepsi sadece öldü. Hiçbiriyle bir sorunum yoktu. Hiçbirine işkence etmeme gerek yoktu. Öldürmem için bir sebep yoktu. İlginç yanı, yaşamaları için de bir sebep yoktu.
Cinayet kötü müdür? İnsan, bu sorudan neden irkilir? Bir ineğin yaşamaya hakkı yoktur. Leonardo Da Vinci, zamanında şöyle buyurdu: “Bir gün hayvan ölümlerine de insan ölümleri gibi bakılacak.” Bir gün geldi ve ben, insan ölümlerine de hayvan ölümleri gibi baktım. İnsan bir hayvandır. İnsanın yaşamaya hakkı yoktur. İnsan hakları denen saçmalıkları belirleyen, yine insan mahkemeleridir. O insanların da yaşamaya hakkı yoktur. Çünkü var olması için bir sebep yoktur.
Bunu yazmamdan 2 saat önce, 2 yavru böcekle dolaşan bir dişi böceği öldürdüm. Kol çantasından sadece makyaj malzemesi çıktı. 1 kadın ve 2 küçük çocuk sadece öldü ve dünyada hiçbir şey değişmedi. Bense, fazlaca atış talimi yapmış oldum. Hakkımdaki polis kayıtları arttığından dolayı, yaşamaya devam etmem riskli. Yakalanırsam ‘insan öldürmek‘ten yargılanacağım. Mahkemede insanlar benim yaptıklarım üzerine tartışacak ama hiç kimse insan öldürmenin neden suç olduğu konusunda tartışmayacak.
Eğer bu mektubu okuyorsanız, elime önceden geçen mektubun söylediği her şey nasıl olduğunu bilmesem de doğrudur. 21 Şubat Salı günü, toplamda 19 kişiyi öldürmüş bir katil olan ben, saat 16:53 sırasında, silahı kafama yaslamış ve bu kez ıskalamamışımdır.